Kadın Ve Spor



GİRİŞ
 
Eski Yunan’da kadınların Olimpiyat Oyunlarına katılmaları ve hatta izlemeleri bile yasaktı. Bu politika ilk Modern Olimpiyatların yapıldığı 1896 Atina Oyunlarında Baron De COUBERTIN tarafından tekrar yaşama geçirilmiştir. Dünya sporunun gelişmesinde ve yaygınlaşmasında önemli bir yeri olan COUBERTIN yapmış olduğu konuşmalarda “kadınların rolü, erkeklerin galibiyetini takdir etmektir”, “Kadın sporları, doğanın kurallarına aykırıdır” ve “Olimpiyat oyunları erkeklere ayrılmalı ve kadın sporcu görünüşlerinin korkutucu olduğu düşüncesi vurgulanmalıdır” demiştir. Ancak sonraki olimpiyat oyunlarından başlamak üzere kadınlar da sportif karşılaşmalara katılmaya başlamışlardır.
 
1800’lü yıllarda kadınlar daha çok ev işleri, yemek yapma, alışveriş ve odun kırma gibi zorunlu fiziksel aktivitelerde bulunmakta, daha çok üst ekstremite egzersizleri ve aerobik aktivite olarak yürüyüş yaptıkları belirtilmiştir. 1900’lü yılların başında ise fiziksel aktivitenin üreme fonksiyonlarını olumsuz etkilediği söylentileri yaygınlaşmaya başlamış ve bu nedenle gezinti ve bahçe etkinlikleri gibi aktivitelerin kadınlar için uygun aktivite olarak kabul edilmiştir.
 
İkinci Dünya Savaşının tüm insanlığın yaşamını etkilediği 1940’lı yıllarda kadınlar, savaşa katılan erkeklerin yerine ağır fiziksel aktivite gerektiren işlerde çalışmaya başlamıştır. Erkeklerin yaptıkları tüm işleri yapabilmeleri, kadınların spor aktivitelerine de katılabilme düşüncelerinin bir miktar değişmesine neden olmuştur. İkinci Dünya Savaşının bitmesiyle birlikte erkeklerin kendi işlerine dönmeleriyle kadınlar iş bulmada güçlükler çekmişlerdir ve daha fazla boş zaman bulmaya başlamışlardır. Bu dönemde golf ve tenis kadınlar arasında yaygınlaşmaya başlamıştır ve kadınların her türlü sportif aktiviteye katılması olanaklı hale gelmiştir.
 
1900’lü yıllardan itibaren toplumsal değişmeler ile birlikte kadınların spora katılımında bir artış gözlenmiştir. Kadının toplum içindeki yerinin değişmesi, teknolojik değişmeler ile birlikte bu teknolojiyi yakalayan ve uygulayan toplumlarda daha belirgin olmuştur. Dolayısıyla bu toplumlarda kadınların boş zaman faaliyetlerinde de bir artış olmuştur. Hem teknolojik gelişmeler hem de kadının toplum içindeki yerinin değişmesi kadınların da erkekler kadar spor yapabileceği gerçeğini ortaya koymuştur.
 
19. yüzyıldan itibaren kadınların aktif katılma tarihi olarak kabul edildiğinden ülkelerin gelişmişlikleri ile doğru orantılı olarak kadınlar sportif faaliyetler içinde daha fazla yer aldığı görülmektedir. Gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde kadınların spor aktiviteleri içerisinde yer alma oranı ise daha düşüktür. Çünkü bu toplumlarda kadın, hala dişi cinsin yalnızca doğurganlık için yaratıldığı, aktif yaşam yerine pasif yaşamı seçmesi düşünülmektedir.
 
Kadınların yüzyıllar boyunca spora ve sportif karşılaşmalara katılmaları hakkındaki düşünceler belirgin bir şekilde değişmiştir. Eskiden yalnızca erkeklere özgü bir uğraş olarak kabul edilen sportif etkinlikler kadınlar arasında giderek artan bir ilgiyle yayılmaya başlamıştır. Çevresel ve toplumsal koşulların değişmesine paralel olarak dünya genelinde kadınlar için yeni olanakların oluşması, kadınlar için yeni yasal düzenlemelerin yapılması, kadın hareketinin etkisi, sağlık ve fiziksel uygunluk hareketlerinin artması ile birlikte kadınların spora katılımında ve kadınlar için düzenlenen yarışmalarda bir artış olmuştur. Fakat bu artış her toplumda ve her kültürde aynı düzeyde değildir. Çünkü bazı ülkelerde toplum baskısı, din ya da aile faktörlerinin etkisiyle kadınlar sportif etkinliklere katılamamaktadır.
 
Son zamanlarda kadınların yarışmalara katılmaları her geçen gün artmakta ve aldıkları sonuçlar da yükselmekte ve hatta bazı spor dallarında erkeklerden daha iyi performans göstermektedirler. Buna paralel olarak spor ve kadın ile ilgili fizyolojik, endokrinolojik ve psikolojik araştırmalar son yıllarda artmıştır. Bu nedenle Avrupa Konseyi, üye memleketlerdeki kadınların daha fazla spor yapmaları için gerekli bütün önlemlerin alınması hususunda önerilerde bulunmuştur.
 
Kadınların değişik spor branşlarına eğilimleri, kadınların hakkında bilinmeyen birçok verileri de beraberinde getirmiştir. Daha önceleri kadınlar hakkında olumsuz olarak öne sürülen tezler, kadınların sportif faaliyetlerdeki başarıları ile çürütülmüştür. Gelişim düzeyleri farklı olan toplumlarda kadınların bu beklenmedik başarıları bilim adamlarını bu konuda araştırma yapmaya itmiş ve bu konudaki araştırmalar sonucu spor bilimleri içinde kadın ve spor önemli bir konu olarak ele alınmaya başlamıştır.
 
Her konuda olduğu gibi, sporda da cinsiyet üstünlükleri söz konusudur. Kadınlarla erkekler arasında bazı fiziksel ve fizyolojik özelliklerin farklılık göstermesinden dolayı kadınların bazı sportif aktivitelerde erkeklerden daha düşük sonuç almalarına ve bazı branşlarda başarısız olmalarına neden olmaktadır. Özellikle fiziksel olarak kadınların daha düşük ölçülere sahip olması, kuvvet gerektiren spor branşlarında kadınların başarısız olduğu ama esneklik gerektiren branşlarda ise başarılı oldukları görülmektedir. McKINNON (1987) ve YOUNG (1979); erkeğin gücü ve kadının zayıflığına yönelik biyolojik farklılığa dayanan söylemleri, kadının bedenini yaralabilir, hassas bir varlık olarak yaşamayı tercih etmesi, dayanıklılık ve kuvvet gerektiren fiziksel etkinlikleri yapmaktan alıkonulması yoluyla gerçekleşmekte olduğunu belirtmişlerdir.
 
Kadınlar Ve Erkekler Arasındaki Sportif Performans Farklılıkları
 
Tüm sportif yarışmalar kadın ve erkekler için ayrı ayrı düzenlenmektedir. Kadınlar ve erkeklerin birbirleri ile karşılaşmamalarının en büyük sebebi cinsiyetin sportif performans üzerine olan etkisidir. Kadınlar ve erkekler arasındaki performans farklılıkları mekanizma farklılıklarından değil, anatomik ve fizyolojik faktörlere ve bu faktörlerin büyüklüğüne bağlıdır. Özellikle fiziksel olarak vücut kompozisyonundan, kas kitlesine, hormonal sistemden maksimal oksijen tüketimine kadar kadın ve erkek arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır.
 
Boy Ve Kilo
 
Kızlar ve erkekler arasında ergenlik çağına kadar boy ve kilo arasında farklılık bulunmamaktadır. Fakat ergenlik çağından sonra kızların boy ve kilo gelişimleri hızlı bir artış göstermesine rağmen, 2-3 yıl sonra erkeklerin boy ve kiloları kızları geçmektedir. Yetişkin kadınlarda boy ve kilo oranının erkeklere göre daha düşük olduğu elde edilmiştir. Yapılan araştırmalarda ergenlik kadınların erkeklerden 15-20 cm daha kısa, 15-20 kg daha zayıf oldukları elde edilmiştir. Ergenlik dönemi sonrasında erkeklerde oluşan bu farklılıklar erkeklik hormonunun tüm vücut üzerindeki etkilerine bağlıdır. Erkeklerin gelişmesi (büyüme) 15 yaş civarında başlayıp 20-23 yaşlarına kadar devam ederken, kadınların gelişmesi ise 18-20 yaşlarına kadardır.
 
 Kas Yapısı
 
Kadınlarda toplam kas kitlesi, kas tonusu ve kas kuvveti daha azdır. Kadınlardaki üst ekstremite kuvvetinin erkeklerin yaklaşık % 30-50’si kadar, alt ekstremite kuvvetinin ise yaklaşık % 70’i kadar olduğu bulunmuştur. Yani kadınların erkeklere oranla % 30-50 oranında daha az kuvvetli olduğu söylenebilir. Kadınlarda kas daha kolay yorulmaktadır. Kas verimi daha düşüktür. Kas tendonları daha küçük, daha zayıf ve daha gevşektir. Ancak kasın uzayabilme yeteneğinin erkeklerden daha fazla olduğu bulunmuştur. Bu da jimnastik ve buz pateni gibi spor dallarında kadınlar açısından bir avantaj sağlamaktadır.
 
Yapılan araştırmalarda erkeklerdeki kas liflerinin kadınlardaki kas liflerine oranla daha kalın olduğu belirtilmiştir. Ayni şekilde hem erkekler hem de kadınlar aynı antrenmanları yapsa bile erkeklerdeki kas gelişimi kadınlara oranla daha hızlı gerçekleşmektedir. Hızlı kasılan ve yavaş kasılan fibril oranları kadın ile erkek arasında farklı bulunmamıştır. Gerek erkek gerekse kadınlarda dayanıklılık sporları yapanlarda yavaş kasılan fibril oranı yüksek bulunmuştur. Kadınlarda vücut yağı kas içinde ve kaslar arasında daha yüksektir.
 
Kas kuvveti ergenliğe kadar aynı iken ergenlikten sonra durum değişmekte ve kadınların toplam vücut kuvveti, erkeklerin kuvvetinin ortalama % 63.5’i kadar olmaktadır. Kaslardaki lif kompozisyonunda bir cinsiyet farkı yoktur. Kadınlar da erkekler gibi ağırlık antrenmanlarına kuvvet artırımı ile cevap verirler. Bayanlar kuvvet antrenmanı boyunca % 20-40 kadar kuvvet kazanabilirler. Fakat bu kuvvet artımına kas hipertrofisi eşlik etmez. BROWN ve WILMORE, kuvvet antrenmanları ile kadının kassal kuvvetinde önemli derecede artma husule geldiğini, fakat çok az hipertrofi oluştuğunu göstermişlerdir. kassal hipertrofinin meydana gelmesinde testosteron hormonu önemli rol oynar. Bu hormon kadında erkeğe oranla çok az bulunmaktadır.
 
Şişman olmayan kadınlarda kas kütlesi toplam vücut ağırlığının % 25-35’i iken, erkeklerde bu oran % 40-45 civarındadır. Bayanlarda kas kütlesinin azlığından dolayı, kuvvet erkeklere göre daha azdır. İskelet kas kalitesi bakımından herhangi bir farklılık yoktur. Fakat kas kütlesi asıl belirleyicisidir.
 
Vücut Yağ Oranı
 
Kadın ve erkek arasında en önemli farklılıklardan biri de yağ dokusu miktarı ve dağılımı ile ilgilidir. Yapılan araştırmalarda östrojen hormonlarının seviyesinden dolayı bayanların vücut yağ oranı bütün yaşlarda erkeklerin vücut yağ oranından daha yoğun olduğu elde edilmiştir. Yetişkin kadınların vücut yağ oranı, aynı ölçüdeki erkek yağ oranında % 8-10 daha fazladır. Bu oran cinsiyet ve yaşla birlikte bedensel uygulamaya göre de değişmektedir. Hem kadında hem erkekte vücudun % 3-5’i kadar oranda hücre zarlarının ve sinir sisteminin düzgün çalışması için öz (esansiyel) yağ vardır. Kadınlarda buna ek olarak % 5-8 cinsiyete özel yağ vardır. Depo yağı oranı ise bayanlarda % 15, erkeklerde ise % 12’dir. Toplam vücut yağı cinsiyetler arasındaki farklılığı öz yağ oranı içermektedir. Bu da bayanlar için % 12, erkekler için % 3’dür.
 
18-22 yaşındaki erkeklerde % 12-16 oranında yağ bulunurken, kadınlarda bu oranın % 22-26 olduğu bulunmuştur. Bu yüzdeler orta ve daha ileri yaşta kadınlarda % 28-32 oranında görülmektedir. Kadınlardaki deri altı yağ dokusu kalçada, göğüste ve uyluğun üst bölgelerinde yoğunlaşmıştır. Bayanlarda cinsiyete bağlı yağın % 12,7 göğüstedir. Cinsiyete bağlı en düşük oran kalça ve baldırda bulunur.
 
Yoğun egzersiz vücut yağ kitlesini azaltmaktadır. Bu azalmanın derecesi egzersiz tipine, sıklığına ve şiddetine bağlıdır. Özellikle dayanıklılık sporu yapan kadınların vücut yağ oranının % 8-10’a kadar düştüğü bilinmektedir. Bununla beraber uzun mesafe koşan kadınların vücut yağ oranı spor yapmayan kadın ve erkeklerden daha düşük olabilir. Kadınlarda kas içi yağ miktarı da daha fazladır ve yağ dokusundaki oksidatif enzim aktiviteleri daha yüksektir.
 
Vücuttaki yağ oranı arttıkça kullanılan yağsız vücut kütlesi, vücut ağırlığının kilogram başına düşen aerobik kapasiteyi azaltmaktadır. Aşırı aktif olan kadınların yağ yüzdeleri aktif olmayan erkeklere göre daha azdır. Yağ oranı yüksek olan bayan sporcuların sürat, dayanıklılık ve kuvvet gerektiren spor branşlarında fazla başarılı olamadıkları görülmüştür. Buna karşılık kadınların yağ oranı fazla olduğu için yüzmede avantajlı oldukları belirtilmiştir. Yapılan araştırmalarda kadınların erkeklere kilogram başına % 20 oranında daha az enerji harcadıkları elde edilmiştir.
 
Aerobik Enerji
 
Kadınların fiziksel olarak en önemli dezavantajlarından biri de aerobik enerji kapasiteleridir. Kadınların akciğerleri ve kalpleri erkeklerin akciğer ve kalbine oranla daha küçüktür ve bu nedenle kadınların maksimal aerobik güçleri erkeklerin maksimal aerobik güçlerine oranla % 15 – 25 daha düşüktür. Bayanlar ve erkekler arasındaki maksimal aerobik güç değerlerindeki farklılık genç yaşlarda çok az, yetişkinlerde ve orta yaşlarda ise belirgin farklılık oluşmaktadır. Yapılan çalışmalarda bayanların kiloları başına maksimum oksijen alımı değerine 8 ile 9 yaşları arasında ulaştıkları elde edilmiştir. Bu şekil 15 yaşına kadar yavaşça azalmaktadır. Buna karşılık erkekler ise en yüksek değerlerine yaklaşık olarak 15-16 yaşları arasında ulaşmaktadır. Yaşlanmanın maksimal oksijen alımı üzerindeki etkisine bakarak, DRINKWATER (1984) yapmış olduğu çalışmada, yaşlanmayla maksimal oksijen alımı değerindeki düşme oranının 30 yaşından sonra yaklaşık olarak 0,3 ml/kg BM/dk/yıl olarak açıklamıştır. Ayrıca yapılan çalışmalarda spor branşları arasındaki en iyi maksimal oksijen alımı değerlerinin uzun mesafe koşucuları, maraton koşucuları ve uzun mesafe kaynakları gibi sporlarda görüldüğü elde edilmiştir.
 
Anaerobik Enerji 
 
ATP-PC’nin kaslardaki konsantrasyonu bayanlarda ve erkeklerde aşağı yukarı aynıdır. Fakat bayanlardaki iskelet kaslarının azlığı yüzünden yüklenme esnasında kullanılan fosfojen miktarı daha az olacaktır. Bununla birlikte kadınlarda kas glikojen oranı düşük, lipit oranı daha fazladır. Kas glikojen oranının düşük oluşu laktik asit üretiminin de düşük olmasını sağlamaktadır. Yapılan çalışmalarda kadınlarda kan laktik asit yoğunluğu erkeklere oranla daha düşük olarak bulunmuştur. Kadınlarda laktik asit oluşumu kas glikojen ve anaerobik sistemlerle orantılı olmasına karşın toparlanma dönemleri erkeklere oranla daha uzundur. Bu nedenle yüklenmeler arası dinlenme oranı kadınlarda biraz uzun verilmelidir.
 
İskelet Sistemi
 
Kemikleşme; kemik tuzlarının uzun kemiklerde yoğunlaşarak kemiğin sertleşme süreci olarak tanımlanmaktadır. İskelet sisteminin gelişiminin belirlenmesinde en iyi yol, X ışınlarıyla yapılan kemikleşme miktarının ölçülmesidir. Beslenme, sağlık ve hormonsal düzenler kemikleşme miktarını etkileyen en önemli faktörler olarak bilinmektedir. Östrojen hormonunun uzun kemiklerdeki gelişimi hızlandırmasından dolayı kızlar, ergenlik döneminde kemik gelişimi bakımından erkeklere oranla iki yıl daha ilerdedir. Bu yüzden kızların daha kısa bir büyüme süreci vardır ve erkeklere oranla 1-3 yıl daha erken tanımlanır. Kemik gelişimi kızlarda 18, erkeklerde 21-22 yaşlarına kadar devam etmektedir.
 
Kemik yoğunluğu erkeklerde kadınlardan 1.25 - 1,5 kat daha büyüktür. Kadınlarda ekstremiteler daha kısa, ağırlık merkezi daha aşağıdadır.  Aynı vücut ölçülerine sahip olan kadın ve erkek, alt ve üst ekstremitelerine göre karşılaştırıldığında erkeklerin genelde uzun üst, ön kol ve uzun bacaklara sahip oldukları, kadınların ise dirsek açılarının erkeklerin dirsek açılarından daha büyük olduğu elde edilmiştir. Erkeklerde 12-18 yaşları arasında bacak uzunluğu 11.2 cm artarken, bu oran bayanlarda 3 cm kadardır. 12 yaşındaki bayanlar toplam boy uzunluğunun % 93’üne, bacak uzunluğunun ise % 6’sına erişirken, 12 yaşındaki erkekler 18 yaşlarında bu oranların ancak % 86’sına erişebilmektedir. Yapılan araştırmalara göre erkeklerin bacak uzunlukları boylarının yaklaşık % 52’sini oluştururken, kadınlarda ise bu oranın % 51 olduğu elde edilmiştir. Bu durum 12 yaşlarına kadar kızlarda uzunken, bu yaştan sonra erkeklerde daha uzun olmaktadır. Ayrıca alt bacak, ayaklar ve eller ise kadınlarda daha kısa ve küçüktür.
 
Yapısal olarak kadınlar daha düşük, daha geniş ve daha yayvan bir pelvise sahiptir. Ayrıca kadınların omuzları erkeklere oranla daha dardır. Bu farklılık genellikle 15 yaşından sonra daha da belirginleşmektedir. Kalça genişliği ve kalça yağ tabakasının toplamından meydana gelmektedir. Her ikisi de genç kızlarda daha fazla gelişmektedir. Kadınların kalça oynakları arasındaki aralık erkeklerinkinden daha büyüktür. Bu nedenle kadınların bacaklarında X pozisyonuna eğilim vardır. Özellikle bayan sprintlerler ayakları üzerinde taşıdıkları ağırlık merkezlerini dengede tutmak için pelvislerini daha fazla hareket ettirmektedirler. Bu nedenle koşu anında daha büyük kas grupları devreye girdiğinden koşunun mekanik verimliliği düşmektedir. Teorik olarak bu durum kadınlarda koşu becerisini sınırlayıcı bir faktördür. Ancak, yapılan araştırmalarda kalça genişliği ile koşu sürati arasında bir ilişkinin olmadığı elde edilmiştir. Bu nedenle kalça genişliğinin performansı sınırlayıcı bir faktör olmadığı belirtilmiştir.
 
 Kızların ergenlik yaşı erkeklerden iki yıl daha önce başladığından uzun kemiklerin epifizyal merkezlerinin kemikleşmesi daha erken yaşta başlamaktadır. Onun için kadınlar erkeklere oranla diz civarında daha az epifizyal yaralanmalara maruz kalmakta ve bu nedenle kızlarda uzunlamasına büyüme daha sınırlı olmaktadır. Kadınların eklem ve bağları daha zayıftır. Ayrıca kemikler daha kırılgandır. Bu nedenle kemik, eklem ve bağ yaralanmaları riski kadınlarda erkeklerden daha fazladır.
 
Solunum Sistemi
 
Solunum sistemini oluşturan akciğerler ve solunum kapasitesinin yaş, boy, vücut ağırlığı ve vücut yağ oranı ile orantılı bir gelişim olduğu belirtilmiştir. Normal sağlıklı bir kadının akciğer kapasitesi aynı yaş ve ölçülerdeki bir erkeğin akciğer kapasitesinden %10 daha düşük olduğu elde edilmiştir. Buna bağlı olarak yapılan birçok çalışmada bayana ait oksijen kullanma kapasitesinin erkeğin oksijen kullanma kapasitesinin % 70‘ine tekamül ettiği görülmüştür.
 
Akciğerler kadında gerek mutlak gerek nispi anlamda daha küçüktürler. Bu farklılık kadınların küçük bedenlerinden ve kas kitlelerinin azlığından kaynaklanmaktadır.  Kadınlarda akciğerlerin enine kesit alanı daha azdır. Ayrıca vital kapasite az ve istirahat solunum frekansı daha yüksektir. Kadınların maksimal solunum dakika volümü, maksimal solunum kapasitesi ve maksimal oksijen alımı erkeklere oranla daha düşüktür.
 
Kızların göğüs kafeslerinin gelişimi ergenlik döneminde erkeklerin göğüs kafesi gelişiminden daha fazla olduğu fakat 16 yaşından itibaren erkeklerin göğüs kafeslerinde, kadınların ise karın boşluklarında daha fazla bir gelişim meydana geldiği elde edilmiştir. Bu nedenle ergenlik sonrasında göğüs kafesi kadınlarda daha düşüktür.
 
Dolaşım Sistemi
 
Dolaşım sistemi; aktif dokuların beslenmesini sağlayan kan ve bu kanı taşıyan damarlardan ve kanı pompalayan kalpten oluşmaktadır. Kalp, kan hacmi ve damarların özelliği, ilişkide bulunduğu kas sistemine göre değişiklik göstermektedir. Yapılan araştırmalarda kadınlardaki kas kuvvetinin erkeklere oranla daha az olduğu için kalp büyüklüğü, kan miktarı ve kanın hacmini belirleyen eritrosit parametrelerinin de kadınlarda erkeklere oranla daha az olduğu elde edilmiştir. Ayrıca kalp hacminin toplam vücut ağırlığına olan oranının kadınlarda erkeklerden % 10-15 daha az olduğu rapor edilmiştir. Dolayısıyla maksimal vuruş ve maksimal kardiyak çıkış (her bir dakikada pompalanan kanın maksimal hacmi) kadınlarda daha düşüktür. Çünkü maksimal oksijen taşınması büyük bir miktarda maksimal kardiyak çıkışına bağlı olduğundan, küçük bir kalp hacminden sonuçlanan düşük maksimal vuruş hacmi kadınların düşük maksimum aerobik kapasitesini kısmi olarak açıklanmaktadır.
 
 
Kadınlardaki kalp erkeklerden daha da küçüktür. Bu da aynı düzeydeki egzersiz yükünde kadınlarda kalp atım hacminin erkeklerden daha az, kalp atım sayısının daha yüksek olmasına neden olmaktadır.
 
Kadınlarda atardamar daha dar, duvarlar daha ince, damar ağı daha yoğundur. Toplardamarlar varis oluşumuna daha yatkındır. Kırmızı küre sayısı ve hemoglobin miktarı düşüktür ve oksijen taşıma kapasitesi daha azdır. Oksijen taşıma kapasitesinin az olması dayanıklılık tipi egzersizlerde performansı sınırlayan en önemli faktördür. Ortalama olarak, 20-30 yaş arası erkeklerde aynı yaş grubundaki kadınlara oranla daha fazla hemoglobin ve daha fazla eritrosit bulunmaktadır. Bu iki faktörün kombinasyonu erkeklerde oksijen taşıma kapasitesinin daha fazla olduğunu göstermektedir. Kadınlardaki hemoglobin azlığıyla birlikte menstruel dönemlerde büyük miktarda demir kaybı meydana gelmektedir. Bu da erkeklere nazaran daha az Hemoglobine sahip olan kadınlar için aerobik performansı olumsuz etkileyen diğer bir unsurdur. 
 
Kanın hacmi, miktarı ve içerisindeki maddelerden özellikle hemoglobin ve alyuvarları aerobik performansta temel belirleyici bir niteliğe sahip oldukları belirtilmektedir. Hemoglobinin 10 mm kandaki oranı kadınlarda 14 gram, erkeklerde ise bu oran 15-16 gram civarındadır. Ayrıca yapılan araştırmalarda yetişkin erkeklerde eritrosit sayısı 5.2, kadınlarda ise 4.8 milyon/mm olarak bulunmuştur. Kan basıncında ise ergenlikten önce cinsiyet farkı bulunmamaktadır ama ergenlikten sonra aynı yaştaki erkeğe oranla kadında biraz daha düşüktür. Bu düşüklük hem istirahat hem de egzersizde kendini göstermektedir.
 
Total bilirubin, albümin, total protein, ürik asit ve alkalen fosfataz kadında aşağı yukarı erkekte olduğu kadardır. Bununla beraber bir kolesterol fraksiyonu olan yüksek yoğunluktaki lipoprotein kolesterol kadında ergenlikten sonra erkeğe oranla daha yüksektir. Kreatin fosfokinaz, inorganik fosfat, açlık kan şekeri, asit fosfataz, plazma – testosteron, eritrosit, hematokrit, hemoglobin, serum demiri kadında daha düşüktür. Bazal metabolizma da kadında daha düşük bulunmaktadır.
 
Hormonal Sistem
 
Kadınlarla erkekler arasındaki hormonal farklar sportif performanstaki farklılıkların çoğunu olmasa bile büyük bir kısmını açıklayabilmektedir. Cinsler arasında cinsiyet değişikliğine sebep olan özellik erkeklerde testesteron, bayanlarda ise östrojen hormonların daha fazla salgılanmasıdır. Ergenlik öncesinde follikül-uyarıcı hormon (FSH) ve luteizan hormon (LH) salgılanmaz iken, ergenlikle birlikte bu hormonlar salgılanmaya başlamaktadır. Bayanlarda FSH ve LF salgılanmasıyla ovarium gelişmekte ve östrojen salgısı başlamaktadır. Östrojen ile vücut kompozisyonunda pelvisin büyümesi ve yağ depolarının artması görülmektedir. Erkelerde FSH ve LH hormonları testisleri geliştirmekte ve testosteron hormonu salgısını başlatmaktadır. 
 
Erkekler tarafından salgılanan testosteronun güçlü bir anabolik vardır. Yani vücudun her tarafında, özellikle kaslarda protein birikimini çok arttırmaktadır. Spor faaliyetlerine çok az katıldığı halde testosteron düzeyi yüksek olan erkeklerin kasları aynı yaştaki kadınlardan % 40 daha fazladır, güçleri de buna paralel olarak yüksektir. Kadın cinsel hormonu olan östrojen ise kadında özellikle göğüsler, kalçalar ve derialtı dokusunda yağ birikimini artırmaktadır. Ayrıca testosteron saldırganlığı artırmakta, östrojen ise yumuşak bir kişilik yaratmaktadır.Buna ek olarak testosteron kemik gelişimini etkilemekte ve bunun sonucu olarak da daha büyük kemikler oluşmaya ve protein senteziyle de kas kütlesi artmaya başlamaktadır.
 
Sinir Sistemi
 
Kadınların motor ve nörovejetatif sistemle ilgili reaksiyon zamanları daha süratlidir. Psişik durum; genellikle kadınlar erkeğe oranla daha heyecanlıdır. Bu heyecanlı olma yarışma sporlarında kadın için önemli olabilir. Bu özellik kadınlarda yarışmalarda ve antrenmanlarda göz önünde tutulması gereken bir özelliktir. Yapılan araştırmalarda bayanların el becerisi ve yetenek bakımından erkeklerden daha iyi olduğu, görsel uyarılara karşı gösterilen reaksiyon zamanında erkek ve bayanlar arasında önemli bir fark olmadığı elde edilmiştir. 
Üreme Sistemi
 
Yoğun egzersiz yapan bayanlarda ilk adet yaşı gecikmektedir. Ancak memelerde büyüme, kadın tipi kıllanmada artış gibi ikincil cinsiyet karakterlerinin oluşumu gecikmemektedir. Adet yaşının gecikmesinde, androjenleri (erkeklik hormonları) östrojene (kadınlık hormonları) çevirecek yağ kitlesinin aşırı egzersizlerle azalmış olması, egzersiz sırasında aşırı miktarda enerji tüketilmesi gibi birçok faktör sorumlu tutulmaktadır. Fiziksel aktivite azaltılırsa 3-6 ay içinde adet görülür.
 
Kadın sporcular arasında en çok merak edilen konu ise adet kanamasının sportif performansı bozup bozmayacağıdır ya da egzersizin adet kanamalarını etkileyip etkileyemeyeceğidir. Adet kanaması fizyolojik bir akıntıdır, ancak spor yapmaya engel değildir ve sportif performansı bozmamaktadır. Adet kanamasının hafif ve ağrısız olduğu dönemlerde sportif aktivitelere ara verilmesine gerek yoktur. Yapılan çalışmalarda adet döngüsünün tüm safhalarında dünya rekorlarının kırılabildiği saptanmıştır. Ancak adet öncesi gerginlik depresyon, keyifsizlik, şişkinlik, aşırı hassasiyet karakterizedir. Bu da sportif performansı olumsuz yönde etkilemektedir.
 
Bazı kadın sporcuların spor yapmayan hemcinslerine oranla daha fazla ağrılı adet gördükleri saptanmıştır. Ağrılı adet görme oranı olimpik düzeydeki sporcularda 2 kat daha fazla bulunmuştur. Yoğun egzersiz yapan kadınlarda adetin tamamen durduğu ya da adet döngüsünün bozulduğu gözlenmektedir. Bu durum uzun mesafe koşucularında sıklıkla görülür. Bu değişiklik egzersizin şiddeti, diyet ve stresle ilgilidir. Yoğun egzersiz programlarıyla vücut yağ oranının düşmesi ve yetersiz protein alımı normal adet döngüsüne zarar verir. Egzersiz şiddetinin azaltılmasıyla normal adet döngüsü sağlanabilir. Aşırı egzersizlerle oluşan adet döngüsü bozukluklarının kadın üretim fonksiyonlarına zararlı olmadığı saptanmıştır.
 
Ağırlık Merkezi
 
Ağırlık merkezi, dengeyi belirleyen özelliğinden dolayı spor branşları için önemli bir özelliktir. Ağırlık merkezinin düşük veya yüksek oluşu, cinsiyetten çok boy ve vücut tipine bakmaktadır. Yapılan birçok araştırmada kadınlarla erkekler arasında % 1’lik bir fark elde edilmiştir. Kadınların ağırlık merkezinin daha aşağıda bulunması, sıçrama, atma ve atlama gibi uygulamalarda dezavantaj getirirken, jimnastiğin bazı branşlarında ise avantaj sağladığı görülmüştür.
 
Kadında Isı Uyumu
 
Sıcak havada yapılan egzersizler, fiziksel aktiviteye olan vücut cevabını büyütmektedir. Cildin sıcaklığı, terleme, kalp hızı ve sistolik kan basıncı artmaktadır. Bu cevaplar vücudun dengesinin sağlanmasını kolaylaştırmaktadır. Bu mekanizmaların işlemesinde kadın ve erkekler arasında bir fark olup olmadığı bilinmemektedir. Ancak kadınların erkeklerden daha az terledikleri bilinmektedir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
KAYNAKLAR
 
AKGÜN, Necati: Egzersiz Fizyolojisi. İzmir: Ege Üniversitesi Yayınları, 1992
 
BAYRAKTAR, Bülent / KURTOĞLU, Mehmet: Sporda Performans, Etkili Faktörler, Değerlendirilmesi ve Artırılması
 
ERGEN, Emin ve diğerleri: Egzersiz Fizyolojisi, (Editör: ERGEN, Emin), 2. Baskı, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2007.
 
GÜNAY, Mehmet / CİCİOĞLU, İbrahim: Spor Fizyolojisi, 1. Baskı, Gazi Kitabevi, Ankara, 2001
 
GÜNAY, Mehmet: Egzersiz Fizyolojisi, Ankara: Bağırgan Yayınevi, 1998
 
KOÇ, Hürmüz / YÜKSEL, Oğuzhan: Kadınlarda Fiziksel Ve Fizyolojik Performansın Değerlendirilmesi
 
ÖZER, Kamil : Fiziksel Uygunluk, Nobel Yayın Dağitim, Ankara, 2001.
 
SEVİM, Yaşar: Antrenman Bilgisi, Geliştirilmiş Baskı, Tutibay Ltd. Şti, Ankara, 1997.
 
YAPRAK, Pınar / AMMAN, M. Tayfun: Sporda Kadınlar Ve SorunlarıTürkiye Kick Boks Federasyonu Spor Bilimleri Dergisi, Cilt: 2, Sayı:1, sayfa: 39-49, 2009,
 
ZORBA, Erdal: Fiziksel Uygunluk, 2. Baskı, Gazi Kitabevi, Muğla, 2001.
 
 
 
 
 
 
 

 
Yrd. Doç. Dr. Hamit CİHAN 2007 ©. Email: info@antrenmanbilimleri.com
Powered By Gülnet İnternet Hizmetleri - E-Akademisyen Paketi ® - E-Akademisyen ™
Kapat
Kapat
Kapat